15/5/2009 - Zamansız Elde Edilen Zarardır

Allah c.c. kullarını yarattı ve bizlere herşeyin bir zaman ve nizam içinde olacağını haber verdi. peki zamanının öncesinde yahut sonrasında elde etmek istediğimiz şeyler için ne yapacağız? işte bu isteğimizi bilen Allah c.c. bizler için ahireti yarattı ve " muttaki kullarıma dünyada elde edemediklerini yahut Allah korkusundan dolayı elde etmekten vazgeçtikleri şeyleri ahiret yurdu olan cennette vereceğim " müjdesini verdi.
Bir çiftçi için tohum ekme döneminde toprağı gübrelemesi, gübreleme döneminde tohum ekmesi, yaz ayında ekime kalkması veya kış mevsiminde hasat yapması zarardır. Bir bebeğn zamanından önce doğması veya zamanından sonra doğması zarardır. Örnekleri istediğimiz kadar çoğaltabiliriz. Bu sebeple Allah c.c. kullara sabır ve ahiret yurdunu emretmiştir. Dünyada her beğendiğimiz şeyi elde edemeyimişimizin sebebi bir imtihan vesilesidir. Eğer her istediğimiz olsa veya her yaptığımız iş başarıya ulaşsa bizim sınavımız nasıl yapılacaktır? İnsanoğlu elde edemediği zaman nefsi azar ve isyana girer. Bu sebeple Allah c.c. kullarını imtihan için " Biz verdiklerimizin birazını eksiltir ve arttırırız. Böylelikle kullarımızı imtihan ederiz " buyurmaktadır.
Bir kıssa ile bitirelim: Devrin birinde bir kral saraydaki bahçıvanları tek tek astırıyor. Bunu duyan fakir bir bilgin saraya gidiyor ve kralım neden bu garipler asılıyor diyor? Kral ise ben pembe gül istiyorum onlar ise yetiştiremiyor diyor. Bilgin bakıyor dışarıda kar var ve hava buz. Bu dönemde gül açması imkansız. Krala dönüp diyorki sayyın kralım ben size gül yetiştiririm ama benimde sizden bir isteğim olacak. Kral tabiki buyur iste diyor. Sizden hemen yarın bir erkek çocuk istiyorum ama sizin oğlunuz olacak ve yarın doğacak bende o doğan çocuğun kundağına gülü koyup size getireceğim diyor. Kral şaşırıyor. Deli adam bir günde çocukmu olur? hem çocuk deidğinin zamanını beklemesi lazım, hem çocuk gününden önce doğarsa ölür, hemde zamanı gelmeden günü dolmadan o çocuğu Allahtan başka kimse dünyaya getiremez diyor. Bilgin gülüyor ve sayın kralım madem birşeylerin siz gününden önce olmayacağını biliyorsunuz peki bu kış mevsiminde gül ayına aylar varken nasıl insanlardan gül istiyorsunuz? diyelimki gülü ektim ve soğuktan korudum ama dalından kopardığınız an yahut bir iğne ucu kadar yerden girecek soğuğun onu mahvedeceğini bilmezmisiniz? Kral hatasını anlıyor ve yaptıklarından vazgeçiyor.
Nefs hep olmazı ve ulaşılmazı ister, istediği şeyler hep günahtan ve isyandan geçer. Bu sebeple o zamansız ister ve zamanından önce elde edilecek şeylerin felaketimiz olmasıda kaçınılmazdır. Akıllı insan zamanında önce istenilen şeyi sadece bekler, hayalini kurur ve sever. Ama elde etmek için ille zamanını bekler. Müslüman akıllıdır ve verielen de, verilmeyenede hamd eder şükreder.
ahmet_hoca
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
25/11/2008 - Ölüm...

Bismillahirrahmanirrahim
" ey insanlar ağızların tadını bozan ve kişiyi günahtan uzaklaştıran ölümü sıkça düşünün "
işte ölüm böyle düşünülür . düşündüğün zaman ağzında tat kalmayacak , dünya gözünden silinecek ve günah işlemeye takatin kalmayacak . yoksa falan öldü , ay sıra bana geldi deyip iki dakika sonra unutulan ve eski şekle dönülen hareketler ve düşünceler ölümü düşünmek değil kişinin kendini aldatmasıdır …
peki şimdi şunu düşünelim ; bir tabut ve insanlar topluluğu ve bizi bekleyen bir mezar . nelerden pişmanız ? neyi yaptığımız ve neyi yapamadığımız için pişmanız ?
eğer gerçek manada ölümü bilirsek bilerek ve isteyerek günah işleyemeyiz . bilerek ve isteyerek günah işliyorsak düşündüğümüz şey ölüm değil sadece bir kaç dakikalık bir kandırmacadır . ölüm hak ve hesap gelecek . peki ben kendimi kandırarak ne yapıyorum ? nefis ve şeytan insanı aldatır ta ki kafası mezar taşına çarpıncaya kadar . mezara girince şeytan ve nefis derki biz sana zorla birşey yaptırmadık sadece yap dedik yapmasaydın . evet yapmasaydık , bizi zorlayan ne ?
insanlar , şehvet , para hırsı ve dünya sevgisi ile sınanırlar . kiminin imtihanı şehvetidir , kimininki çok para kazanmak , kimininki dünyada rahat ve uzun yaşamak , kiminki hastalık veya evlattan yana dert verdi . işte dördünü de tam ortadan bölen ve karşısına duvar gibi çıkan şey ÖLÜM .
hakkıyla düşünür ve tefekkür edersek göreceğiz ki hayat kısacık bir oyun sahası ve maçın bitiş saati habersiz gelecek olan hakeme bağlı . oyun başladı ve bitişi belli değilken aklı olan kısa sürede çok kazanmaya çalışır , ama ben akılsızım diyen varsa unutmasın ki ölüm akıllı akılsız ayırt etmeden geliyor . hayattan alınan her tür zevki su olarak görürsek ölüm zehirdir girdiği şeyi içilmez hale getirir . ama ebedi aleme açılan kapının anahtarı olan bir zehir .
şunu düşünelim hep sorarlar ; yarın ölecek olsan naparsın ? başlarız atmaya : namaz kılarım , oruç tutarım , yalan söylemem , gıybet etmem , sadaka veririm , dedikodudan kaçarım . behey yalancı yarın yaşayacağını sana kim garanti etti. yarın öleceksin ama dediklerini de yapmıyorsun . o zaman ya sen yalan söylüyorsun , yahut daha ölümün ne olduğunu öğrenememişsin . zamanda en küçük varlık an ve o anın bile hesabını verecekken sen nasıl olurda nefsinin , heva ve hevesinin ve şehvetinin peşinden koşarsın ,çölde tüm servetin yarım bardak su etmez . o zaman hayat çölünde de dünya senin olsa sana kalacak olan tek şey onunla yaptığın hayr - hasene ve hesabıdır . ölüm var ve o günah üzere iken azrail alsa seni , sürükleye sürükleye yaratanın karşısına çıkarsa ve Allah c.c. sorsa kulum ben seni bu şekilde mi istedim huzura ? cevabımız ne olur ?
evet düşünelim ; günah işlerken ( aklınıza günahın ne türlüsü geliyorsa ) öldük hangi yüzle ve ne şekilde af dileyeceğiz . ölüm hak ve zamanı belirsizken bu derece vurdumduymazlık neden bunun adı . dünyadan yana emin olmak Allahtan hakkıyla korkmamak ve ölümü unutmak . çalıştığımız işyerinde hesabını veremeyiz deyip kendimizi yapmaktan kısıtladığımız şeyler vardır . neden dünya hayatında hesabını veremem deyip de kendimizi kısıtlamıyoruz ? günahın şekline değil kimin mekanında , kime karşı yaptığına bak . o zaman dersin ki “ ey nefsim ölüm şuan gelse , şu haram mecliste , şu haram sohbette ve şu haram hal üzere seni alsa hesabı verilemeyecek olan bu üç adımın hesabını madem ki veremezsin o zaman ölümü hesabını verebileceğin mekanda , hesabını verebileceğin sohbette ve hesabını verebileceğin şekilde bekle . o zaman göreceğiz ki dünya sevgisi ve zevkleri gözümüzde sinek kanadından daha aşağı hale gelecektir . bir kıssa ile bitirelim çünkü ölüm anlatılmaz ancak tefekkür edilir .
bir kasabada bir kadın ahlak dışı işlerle uğraşıyor . kasabanın gençlerinden biri hariç hemen hemen herkesle sohbeti ilişkisi olan bu kadın en son bu genci kafasına takıyor . aracılarla mektuplar gönderiyor genç okumadan yırtıyor , davetler yapıyor genç davetleri reddediyor . birgün kadın bu genci kapısının önünden geçerken yakalıyor ve ya benimle olursun yada herkese bana saldırdı derim diyor . seni bu halden kim kurtaracak . genç düşünüyor gerçekten kurtuluşu olmayan bir durumda kadına diyorki -bugüne kadar seni reddetmemin tek sebebi Allah sevgisi ve korkusuydu . nefsim senin güzelliklerini anlatırken ben hep cennet ve cennettekiler daha güzeldir dedim . sana gelmek için nefsim her uyandığında ölüm var ya o hal üzere iken ölürsen dedim ve kendimi tuttum . ama artık iş benden çıktı ve bu zor hale geldi madem ellerini açıyor ve " Allahım hediye edeceğin ölüm nerede , beni bu halden en güzel şekilde kurtar deyip " ruhunu teslim ediyor .
kadın o anda hayatın farkına varıyor ve kendi kendine diyorki ölüm var , Allah var , ve hesap zamanı var . dünya ne kadar da güzel olsa cennet ve içindekiler kadar güzel olamaz . kadın günahlarından tevbe edip Allaha sığınıyor .
“ İslam’ı öyle bir yaşa ki seni öldürmeye gelen sende hayat bulsun " hz. Ömer r.a.
evet İslam’ı yaşama şeklimiz ve bizi hatalardan koruyacak reçetemiz belli
haydi buyrun uygulamaya . gençliğin şu anki en büyük düşmanı şehvet ! o zaman gözümüzü harama kapatırsak kalbimize haram tohumları ekmemiş oluruz ve göz güneşse güneşsiz tohum çürür . önceden ektiğimiz haram tohumları da tevbe edip gözümüzü kapadığımız andan itibaren çürüyecektir inşallah .
Allah yar ve yardımcımız olsun amin .
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
12/11/2008 - İslamı Yaşamak

Bismillahirrahmanirrahim
insanoğlu yaratılışı gereği iki şeyi asla dindiremez ; biri merak diğeri sorgulamak . bu şekilde yaratılan insan hep şunu düşünür . ne , nasıl oldu ve birileri daha güzelini yaparken ben neden yapamıyorum ?
gelelim asıl konumuz olan İslami yaşamaya ; şeytanın kuvvetli hilelerinden biri hakkıyla yaşayamıyorsun düşüncesidir . bu düşünceden kurtulmanın en güzel şekli onların yaşadığı hali ve durumu , çevreyi gözönüne almaktır . şimdi şeytan bize sahabeleri , veli kulları göstererek sen neden dinini yaşamıyorsun , madem yaşamıyorsun vazgeç der . işte burada müslümana düşen hacca giden topal karınca misali yetişemesem de o yolda ölürüm diyerek elimizden geldiği kadar İslam dini yaşamaya çalışmaktır . şu tarafı eksik bu tarafı sakat deyip dinini yaşamaktan vazgeçmek elindekini tümden kaybetmektir ve bu ahmaklıktır , şeytanın tuzağına bile bile düşmektir .
İslam dinini yaşamayı borç olarak görürsek hiç ödememek yerine elimizden geldiği kadar ödeme yaparsak borç sahibi der ki elinden geleni yapıyor belki de ödeyemediğimiz kısımları affedecektir . ama hiç ödemez ve tüm çağrılarına sırtımızı dönersek işte o zaman asıl sorun ortaya çıkar ve tüm ödenmemişleri birden ister .
hani senet imzalarız ve ödeme tarihleri belirleriz . ama birinin günü geçince tüm senetler aciliyet kazanır ve tümü birden istenir , aynı şekilde Allah c.c. ile dini yaşamaya çalışmak üzere bir anlaşma yaptık . o zaman elimizden geldiği kadar ve ümitsizliğe düşmeden yaşamaya çalışacağız .
sahabeler ve Allahın seçkin kulları seçilmişlerdi , onlar peygamber efendimiz sav. ile beraber yaşadılar mucizeleri gördüler . biz onlar gibi olamayız çünkü onlar bu yoldan gelmiş geçmiş kişiler . onları yakalamak için çabalamamızda boştur çünkü gittiler , bize düşen onların iz bıraktıkları yoldan menzile hareket etmektir . sadece takip ve yoldan şaşmaya , izleri kaybetmemeye gayret etmektir .
"ey ashabım bir nesil gelecekki onların imanı sizden bazılarının imanına denk gelecektir . siz beni ve ayetleri , mucizleri görüp iman ettiniz , onlar sadece duyarak amenna diyeceklerdir " hadisi şerif
müjdelenmiş nesil kendine dön ve ne kadar değerli olduğunu gör . şeytanın hile ve vesveseleri seni asla ümitsizliğe düşürmesin .
" sizler hiç günah işlemeyecek olsaydınız sizleri helak eder yerinize önce günah işleyen ( elinde olmadan ) sonrada tevbe eden bir kavim yaratırdım " ayeti kerimesi bizlere ne güzel bir müjde değilmi ? günahımızdan korkmayacağız , korkacağımız şey tövbe ettikten sonra aynı günaha dönmemektir . hata yaptık döndük tekrar tövbe edeceğiz ve tövbemizde sabit kalmaya çalışacağız . unutmayalım ki imtihandayız ve her an hataya açığız , o zaman
" kimseye taşıyamayacağı yük yüklenmez , herkesten gücü kadarı istenir "
ayet mealine dayanarak ne sevabımızla övüneceğiz ne de günahımızla ümitsizliğe düşeceğiz . elimizden geldiği sürece dinimizi yaşayacağız ve unutmayacağız ki biz ne kadar dinimize yönelirsek şeytan da o kadar askeriyle ve yandaşıyla taarruza geçecektir . dünya bir hak ile batılın savaş meydanı , savaşta kaybettim deyip duran kaybeder . hayat bitmeyinceye kadar ne kazanan nede kaybeden belli değildir .
uzun lafın kısası bizlere düşen dinimizi yaşamaya çalışmaktır . yaşayabildiğimiz kadar ve bilerek , okuyarak anlayarak , neyi neden yaptığımızı bilerek yaşarsak göreceğiz ki çok kolay bir dine mensubuz ve her emir ve yasağı sadece bize cennetin kapısını açmak için , kolay bir hayat sürmek için verilmiş birer pusuladır .
|
|
Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
12/11/2008 - Zan ve Çeşitleri

Bismillahirrahmanirrahim
Ey îmân edenler! Zannın çoğundan sakınınız. (Mü'minler hakkında zahir delile mukarin olmaksızın kötü zanlarda bulunmayınız. Zîrâ, bu, haramdır, caiz değildir.)
"el-Bahru'1-Muhît" adlı tefsirde bu âyet şöyle îzâh edilir:
"Siz, zannınıza göre amel etmeyiniz. Allah (cc.) size zandan sakınmayı emreder. Tâ ki, birileri, düşünmeden ve mes'eleye tam vâkıf olmadan, hangi zan hak, hangi zan bâtıl olduğunu tam temyiz etmeden zanna cür'et etmesin.
müslüman zan üzere hareket etmez ederse de bunu iyi tarafa yorar . yani hüsnü zan dediğimiz adımı atar . mü'min hüsn-ü zana memurdur sırrınca aynen üstad bediüzzaman said nursinin de belirttiği gibi müslümana düşen iyi niyetle düşünmektir . zan iki çeşittir . hüsn-ü zan ( iyi düşünmek ) ve su-i zan ( kötü düşünmek )
peki kötü niyetle ( su-i zan ) düşünürsek neler olur ? :
birinci adımda dostumuzu , kardeşimizi , sevdiğimizi kaybederiz . ardından üzüntü stres ve çeşitli sıkıntılar gelir bunların yanısıra vebaline girdiğimiz kişilerde ayrıca bizden hak alıcak şekilde kalırlar.
peki iyiye yorarsak ne olur ;
üzüntümüz olmaz ,çevremizde kimseyi kaybetmeyiz ve sıkıntımız olmaz . peki akılcı olan hangisi ; tabiki müslümanın emredildiği gibi hüsnü zanla hareket etmesidir . zan insanın çokça bulaştığı çünkü şeytanın en gizli ve hassas silahlarından biridir . hüsnü zanna girerek kişi şeytanı kendi silahıyla vurur hem sevap alır hemde derdini sıkıntısını üzerinden atar .
işte şuan toplumuzu kemiren hatta dedikodunun asıl kaynağı belki kardeşliklerin parçalanma esası sui zan yani kötü düşünmektir . biri geldi şu kişi şöyledir böyledir hakkında şunları söyledi şunu yaptı derken kalp devreye girer eğer o kişi hakkında iyi niyetimiz yoksa söylenen herşeyi destekler ve kin nefret tohumlarını kalbimize ekeriz
ama hüsnü zan ile bakarsak ; hayır o kardeşimin kastı bu değildir ardımdan söylediyse sanane der ve kalbimize muhabbet tohumları ektiğimiz gibi şeytanın ücretsiz köleliğini yapan o kişiyi de yanımızdan savmış oluruz . aynı zamandada bir fitneyi başlamadan kökünden sökmüş oluruz .
bize düşen aklımızı kullanıp doğru yolu seçmektir . müslüman akıllıdır ve doğruyu seçmeyi bilir .
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
9/9/2008 - Menfaat ve İnsan

Bismillahirrahmanirrahim
menfaat insanın bir yerde varoluş amaçları arasındadır . çünkü her iş ve her kişi belirli bir beklentisi olmaksızın hareket etmez . okulunu okuyan öğrenci sınıf geçmek için , memur maaşı için , eş evindeki huzur için velhasıl herkes bir beklenti için hareket eder . peki bunun kötü olan yanı nedir ?
menfaatin karşılığını görmeyince terk etmesi , yani tek taraflı olmasıdır . bunun yanı sıra menfaati bazı şairler sandala binmeye benzetirler . su üzerinde iken boyası dökülen sandala acıyan kişiler su bitince sandalı batırmaya kalkarlar . eşler arası menfaat asıl da ortak beklentinin adıdır . her ikisi de evinde huzur , mutluluk , neşe ve refah olsun ister ve bu yolda birbirine gereken desteği verir . işler iyi giderse ne ala , kötü giderse ve eşler bir arada daha da kenetlenirse işte artık menfaatin adı sevgidir .
sevgiye dönüşmeyen menfaatler sadece acı getirir , bu da karşılıksız olmasının en sebebidir. büyüklerden biri “ menfaat demirin ateşe girmesidir “ demiştir. eğer iki tarafta kendinden bekleneni verirse demir erir ve çok güzel bir süs eşyası halini alır . ikisinden biri eksik kalırsa işte en fazla can yakacak olan şey o demirin erimeden ateşten çıkmasıdır ki o demir yapıştığı yerde canlı , değdiği yerde varlık bırakmaz . gönüle değen menfaat demiri ardından hiç bir şey bırakmaksızın herşeyi yok eder . ve maalesef günlük hayatta da bunların örneği görülebilir .
aşığın biri gelmiş bir veli ye demiş ki “ üstad ben aşığım ama güzel yüzlü dilber işi düşünce beni çağırır , işlerini yaparım . iş bitince aylar yıllar olsa da bir tek gün cama çıkıp bir defa gülümsemez . halbuki ben o gülümseme için yaz kış aynı noktada bekler dururum “ . o zat bakar ve derki “ evladım sen aşıksın , sen sevensin , o ise menfaatperest . menfaatini o kadar sevmiş ki kalbinde gerçek sevgiye yer bırakmamış . Allaha dua edelimde kalbine gerçek sevginin girmesi için menfaatinden az biraz eksiltsin . çünkü menfaat deliksiz siyah bir örtüdür asla içeriye sevgi ışıklarının geçmesine izin vermez “
peki menfaatperestin söylediği sevgi sözcüklerinin adı nedir derseniz onlar kuş avlamak üzere kafesin önüne dökülen yemlerdir . kuş kafese girdikten sonra görür ki artık yemler sokağa dökülmüyor ve artık eskisi kadar yem ve özgürlükte yok . peki bu durumda olan kişi ne yapar ; işte canını en fazla acıtacak olan şeyi yani kafesi kırmayı deneyecektir . o tel kafesi kırarken canı yanar , tüyleri dökülür , kanatları hasar alır ama bir ömür acı ve ızdırap çekmez . bir ömür özgürlüğünü kaybetmekten , yalan yemlerden kurtulmuş olur . ama içimizde yara her zaman kalır ve kalmaya devam edecektir . ama düşününki bir ömür ıstırap çekeceğine sadece bakıp ders alacağı bir yarasının olması daha güzeldir .
menfaat sahibine ve her varlığa zarardır . çünkü menfaat tuzağına düşen kuş bir hayırseverin döktüğü kırıntıları yemez . o kişiyi menfaatçi varlık yüzünden üzer . sevgi ve güven hisleri kaybolur verilen her selamın altında acaba bana ne işi düştü de şu kişi bana selam verdi korkusu oluşur . bu da artık insanlığın bittiği noktayı doğurur ve bu kötü durumun mimarı olan menfaatçiler tüm bu kötülüklerden huzuru ilahide mesul olur . neye kapı açtığımıza dikkat edeceğiz , ne için yaptığımıza dikkat edeceğiz .
hayra kapı açan kıyamete kadar o yapılan hayra , şerre kapı açan kıyamete kadar o yapılan şerre ortaktır .
Allahım bizi her tür menfaatvari münafık davranış ve yalan sevgilerden muhafaza etsin .inş.
ahmet_hoca
|
|
Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
25/8/2008 - Ölüyle Röportaj

Gece bütün karanlığı ile bastırmış, şehirler yer yer aydınlık... Lambalar, ah bu lambalar, yolsuz insanlara yol gösteren lambalar. "Zulmetle ayrılık bestesi yazan'lara ışık tutan lambalar... Ölülerin ışığa değil, nura ihtiyaçları var. Bu sebeple mezarlıklar karanlık mı karanlık. Karanlığın yorganını başıma çektim, ölüyle sırdaş oldum. - Selamün aleyküm ya ehl-i kubur. - Aleykümselam ya ehl-i dünya! - Bizde "dinle alâkası olmayanlar"a ehl-i dünya denir, biz ise ehl-i diyanetiz. - Yani dünyadasınız... - Orası öyle, âhiretten bakınca dünyayı nasıl görüyorsunuz? Ölü, burada biraz dalgın dalgın düşündü, parmağıyla çenesini hafifçe kaşıdı: - Dünya bir okulmuş, orada tahsil yapmalıymışız, Allah'ı sıfatlarıyla öğrenmeliymişiz... Allah'ın hakimiyetim anlamalıymışız, Cennet'e lâyık bir hal almalıymışız... - Bunu yapanlar da var, yapmayanlar da... Elini salladı: - Yapmayanları bir yana bırak. Yapanlar da, ya anlar, ya anlamaz... - Anlamadım. - Okula yeni giden bile elektrikten haberdardır, fakat elektriği anlamış mıdır? Bunu anlamaya lise bile yetmez, fakülte gereklidir. - Yani sizce iman etmek, Müslüman olmak yetmez mi? - İman etmek, ağaçların çiçek açmasına benzer. Akasyalar, hatmiler, zakkum da çiçek açar amma meyve vermez. Meyve vermeyen ağaçları odun diye yakarlar, kereste diye kullanırlar Müslüman'ın meyvesi ibadetleridir, ibadet etmeyen müslüman meyve vermeyen meyve ağacına benzer. Onu da ya kereste gibi keser biçerler, veya odun gibi yakarlar. Müslümanlarin başına gelen felaketlerin sebebi budur. Meyve verenler de iki ye ayrılır, kimisi ahlat gibi olup, yenmez, kimisi armut gibidir, yenir. Yenen armut, bitki makamından insan makamına ulaşır. İnsan tekamül etmek için dünyaya gönderilmiştir, bu da İslâmiyet'i yaşamakla olur. - Sizce dünya nedir? - İnsan uzun bir yolculuğa çıkmış bir yaratık. Yolunun bir yerinde mola veriyor, işte burası dünyadır. - Peki, siz Ölümü bizzat yaşadınız, nedir bu ölüm? Güldü: - Mola yerinden kalkıp, yola devam etmek... - Ölü bir insan yola nasıl devam eder? Yüzüme manâlı manâlı-baktı, acı acı güldü: - Dedim ya: Biz uzun bir yolculuğa çıkmışız. Yüzlerce sene evvel bir başka alemdeymişiz, orada ölüp, annemizin vücudunda dirilmişiz... Bakınız: Başka alemlerde insanız, annemizin vücudunda yine insanız; amma bambaşka... Dünya da daha başka. Demek ölmek, yok olmak değil, şekil, yer değiştirmek, hayatın, bir şeklinden diğerine geçmektir. - Amma mezar... Bana acır gibi baktı: - Fizikte okudunuz; madde, enerjinin pekiştirilmiş (yoğunlaşmış) şeklidir. Enerji ise Allah'ın hayat sıfatının bir nevi tecellisi.... Mezarın maddesine- bakma, ondaki enerjiyi, yani sizin tabirinizle atomları, elektronları gör, o kapıdan gir ve hayat sıfatının çeşitli tecellileri üzerinde dolaş! - Peki, öldün ne oldu?' - Bir anlık bir karanlık, sonra kapılar açıldı, bir bambaşka aleme çıktım. Bir baktım yanımdaki dövünüyor: "Neden inanmadım?" diye. Meğer bu adam ahirete inanmazmış, görünce pişmanlığın bini bir para... Beni de büyük bir pişmanlık bastı, çünkü ahirette herşey çok açık görülüyor. Dünyada imanın esasları ne kadar nazari ise burada o kadar açık, o kadar tatbiki... - Kabir azabı, Cehennem falan? - O pişmanlık ateşi hepsini bastırıyor. Allah'ın ihsan ettiği nimetler, insanların nankörlüğü... Bu mahcubiyet, en büyük ateş. - Bana ve okuyucularıma bir tavsiyen var mı? Yüzüme ters ters baktı, azarlarcasma: - Böyle bir soruyu sorduğun İçin tevbe istiğfar et. Allah'ın Kur'an'da anlatikklari, Peygamber'irı sünnetleri size yetmiyormu ki, bir de bizden tavsiye veya öğüt istiyorsunuz? O zaman anladım ki gaflet yorganı karanlıktan daha kalinmış, ölüden izin isteyerek, mezarların diriliğinden şehirlerin ölülüğüne geçtim ve kimsesiz sokaklarda yürüyordum... Hekimoglu Ismail
|
|
Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
8/8/2008 - Müslümanmıyız ?

Bismillahirrahmanirrahim
İslam dini çerçevesiyle bir cennet bahçesini çevrelemiş ve orada herkese yer ayırmıştır ama şartlarını kabul ettikten sonra yaşamak emriyle . peki İslamı kabul ederken ve yaşama alanına girerken neleri aldık ve nelerden vazgeçtik ? islamın 5 şartını kabul ettik ve yaşayacağız dedik . o zaman namaz , oruç , kelime-i şehadet ve zengin isek hac ve zekat şartlarını yapacağız .bunlardan eksik belge çıkınca bahçeden atılmayı kabul ederiz bunların tümünü yaşadık ve yolumuz sağlam derken örneğimizi yani Rasulullah s.a.v. i taklit etmemiz gerekiyor. İslam dini hal ve düzeniyle bir renk cümbüşüdür ve nasılki boyacının üstü başı boya lekeleriyle dolu ise ve boyacı olduğunu o lekeler gösteriyorsa müslümanında hali her ibadetinin bir boyası ile dolu olmalıdır . namaz kılan kişinin kendini her tür hayasızlıktan ve fuhşiyattan koruması namaz boyasıdır , oruçlunun dilini , aklını gözünü elini haramdan çekmesi oruç boyasıdır , malında haram olmaması hac ve zekat boyasıdır . peki oturalım ve kendimize bakalım ; acaba üzerimizde bizi biz edecek olan renklerden kaçı var ? her günahımız sırtımızda olan bir açık deftere yazılıyor ve kullar okuyor olsaydı veya günah işlerken herkesin karşısında kalıcak olsaydık günah işlermiydik ? cevabımız hayır ise bizler yalancıyız , hayır derken bile yalan söylüyoruz . çünkü her günah deftere yazılıyor ve heran açık şekilde izleniyoruz Allah c.c. tarafından . hani günah işlemeyecektik yoksa kulları korkmak ve utanmak için Allahtan daha mı layıklar haşa ?! cevabımız yine hayır ise yine yalan çünkü kuldan saklanıp Allaha aleni isyan halindeyiz . eskid evirlerde bir kişi için nasıldır dediklerinde namazını kılar sözü yeterli olurmuş yani namaz kılıyorsa tertemizdir , orucundan prim vermez denirse dili de tertemiz bir insan demekmiş. peki şimdi böylemi ? en çok namaz kılıp , ağzında en çok Allah lafzı olandan korkar hale gelmemizin sebebi ne ? sebebi biziz yani kendimiz ; bizde namaz kılıyor ve Allah diyoruz ama kalbimize indirmeden , o zaman karşımdaki de ben gibidir deyip veya bir kaç münafığa denk gelip tüm herkesi aynı sepete koyuyoruz . aklı olan müslüman gıybet etmez , İslamı olduğu gbi yaşama gayretine girer . peki biz ardımızda bıraktığımız dostumuzdan eminmiyiz :( ne elinden ne dilinden ne de sözlerinden emin değiliz . hani biz müslümandık ! kuranı kerimi kızım öğrendi oğlum öğrendi ben öğrendim deyip okuyup hava atıyoruz , peki kuranı kerim ne diyor hiç düşündük mü ? nasihat verdiğimiz kişi bizi dinlemiyorsa deriz ki senin bana ihtiyacın yok sen git yoluna , ya kuranı kerim bize sen beni dinlemiyorsun yolumuz ayrıldı sen git yoluna derse o zaman ne yaparız :( hadisleri sadece ezberlemek yahut okununca s.a.v demek hadis okumak değildir . sahabe onları her aldığında yaşayıncaya kadar yenisini öğrenmezdi , ayetleri duyar yaşayana kadar yenisini ezberlemezdi . onlar İslamı yaşadılar biz neyi yaşıyoruz işte düşüneceğimiz şey bu . " and olsun biz Kur'an ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Peki öğüt alan bir kimse var mı ? " el-kamer 32 onların yaşadığı İslam dini idi ise ben ne yaşıyorum veya bu yaşadığım din mi ve benim din dediğim şey ne :( inandığınız gibi yaşamazsanız yaşadığınız gibi inanırsınız buyurdu hz mevlana İslam ümmeti bir binanın taşları gibidir biri yıkılırsa bina çöker Allah rasulu s.a.v. böyle buyurdu peki bu kadar müslümanım diyen düşerken biz hala sarsılmıyorsak acaba hangimiz müslümanız onlar mı müslüman değil yoksa bizmi ? kuranı ve hadisleri okurken anlamaya çalışalım ve son bir hadisle bitirelim inşaallah müslümanı tarif ediyor Allah rasulu s.a.v. : " müslüman , müslüman kardeşinin elinden , dilinden ırzını , canını ve malını emin olduğu kimsedir " peki biz kaç kişi için ben bu kişiden canımı malımı ve namusumu eminim diyebiliriz veya kaç kişi bizim için bunu diyebilir ? bugün bunu düşünelim ve hayatımıza yeni sayfalar açalım inşaallah müslüman elinden ve dilnden müslüman kardeşinin emin olduğu kişidir hadisi şerif evet biz neyiz bu hadis ışığında bakaarsak biz neyiz buna karar verelim . müslümanız elhamdülillah dediysek tabir bakalım ; bu tabire göre değiliz de neyiz o zaman :( sadece islamı kabul etmişiz ama yaşamıyoruz . ey kalpleri çeviren Allahım sen benim kalbimi dinin üzere sabit kıl işte duamız bu olacak ve inş.İslamı yaşayanlaradan olacağız ...
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
5/8/2008 - Nişanlılık Süreci

Bismillahirahmanirrahim
öncelikle evlilik ayet ve hadislerle emredilen ve farziyetten uzak olup sünnet mesabesinde olan bir olaydır . peki bu adımda yapılacak olanlar nelerdir
ilk adımda evlenilecek olan eşi seçerken kıstaslar belirlenmiştir . iman sahibi olan kişinin her tür dünyevi durumuna Allah c.c. kefil oluyor . " sizler evlenirken imanlı olanı seçin gerisine Allah c.c. kafidir "
peki istenme aşaması geçti ve nişan denilen olay gerçekleşti burada davranışlar nasıl olmalıdır :
yine İslam dini kıstaslarına göre müslüman kadın ve erkek arada nikah olmadığından toplumun aleyhlerinde kullanacağı hal ve davranışlardan uzak kalmalıdır . çünkü bilinen gerçek şudur ki nişan her an için ufak bir adımla bozulabilir . kadın olsun erkek olsun diğer evleneceği kişiye temiz olarak ve ardında utanılacak bir adım bulunmadan gidebilmelidir . nasılsa nişanlım demekte hatalardan bir diğeridir . nişan veya söz asla nikah değildir ve bu tür davranışlar hem dini hem de ahlaki açıdan tehlikelidir . bu sebeple atalarımız gelin kız koca evine girene kadar namusunun sahibi ailesi ve kendisidir demişlerdir . yani nikah kıyılmış olsa bile gelin kız kocasının evine girmeden asla bir başka hale izin verilmemiştir . nişanlıyken nikah kıyılması olayı birçok hatayı beraberinde getirir . özellikle kadın veya erkek bu konuda bilinçsizc davranırsa her şey berbat olur.
nişan olayının toplum tarafından bilinmesi de farklıdır . nişanlılar konuşmayacak ve evliliğin tüm tadı ve hazzı kaçar çünkü yatak dışında kişiler birbirinde paylaşacak bişey bırakmamış olurlar . evleneceği adamı tanıması dediğimiz tek şey adını sanını ve imanlı olup olmamasını bilmesidir . evlilik bir kutu misali açıldıkça güzellikler ve farklılıklar bilinip her adıma yeni heyacanlar taşımasıdır . yoksa her heyecanı bitmiş olan evliikler bugün bu sebepten bitmektedir . kadın veya erkek derki benim nişanlım bu değildi çünkü her ikisi de nişan süresince maskelerini çıkaramamışlardır .
bu sebepten evlilik içinde tanışma ve heyecanları paylaşma İslamın emri ve uzun evliliğin sırrıdır . ilk defa evliyken ksıkanılan bir kadın şaşırıyor ve aaaaa sen beni nişanlıyken hiç kıskanmazdın diyor . bu bile yeni adımlar atmaya sebep oluyor . bize gelen hediye paketinin içinde ne olduğunu biliyorsak o paketten asla bir heyecan veya haz almayız ama paket kapalı ve içindeki sürprizse kalbimiz bir farklı atar . işte herşeyini nişanlılık veya flört denilen şekillerle yaşamamış kadın veya erkek bu heyacanı ta derinden hisseder .
soru şu : eski evlilikler neden daha uzun ömürlü oluyor ? ve yeni yetmeler neden hemen bitiyor ? adam veya kadın eşine hasret kalıyor o hasretle bir ömür geçiyor . imdi bunu bildikten sonra deriz ki İslami çerçeveler bellidir . peki evlenecek kadın ve erkek hiç mi görüşemez ; hayır görüşebilirler , yanlarında bir başkası olur ve konuşacak konular da şunlardır . eşyaların çeşidi ; erkeğin yapmaması gerekenler yani kadının istedikleri , kadının yapmaması gerekenler yani erkeğin kuralları . bunun dışında hade nişanlımı alayımda bir turlayalım hesabı yapılan ve hem kadının iffetini hem erkeğin namusuna bakış açısını değiştiren toplum içinde nişan bozulduktan sonra kızı kötü duruma düşüren erkeği kızları kullanıp kullanıp bırakıyor etiketinden korumanın başka yolu varmı maalesef ki yok . İSlam dini kırmızı hattı geçmememiz için özellikle Allahın belirlediği sınırları aşanlar apaçık bir fuhşiyat içindedirler diyerek ağırca eleştiriyor .
bu durumda yaşanmış olan bir olayı anlatacağım : bir arkadaş bir genç kızı tavsiye üzerine gidip görüyor ve beğeniyor . derken söz ve nişan takılıyor . birgün telefon çalıyor ve genç kız gel senle çarşıya çıkalım diyor sonuçta nişanlısı ve kimine göre kötü bir durum yok . arkadaş soruyor - ailenin haberi varmı ? evet cevabı gelince diyor ki sana taktığım hediye bilezik ve yüzük kalsın . ama sen daha namusuna sahip çıkamayacak kadar çocuk veya bilinçsizsin . kusura bakma bu iş seninle yürümeyecek …
sebep ne dedik dediki abi ben neyim nişanlısı , evinden arabayla alıcam ve sonuçta o bir genç kız . ya evlilik olmasa ne olucak ? hem acaba bu kız benden önce kaç kişiyle gezmişki bu kadar rahat bir şekilde bu teklifi yapıyor , hem benim ona bir zarar vermemden nasıl korkmuyor .
her maddesi, baştan sona haklılık . işte burada nişanlı , sözlü vs her gence düşen kadın olsun erkek olsun kendi iffetini koruması . nişanlın olabilir ama bu seni uluorta gezmeye izinli göstermez . gezersen yarın ki günde birisi gelir derki şu gezdiğin kızla mı evlendin ? bu sözü çok duyduk değil mi ? şu gezdiğin kızla yani bir eş , bir hanım olma derecesinden şu gezilen kız derecesine inen rütbeye bakın . erkek isterki sevdiği eli altında olsun ama unutulmasın ki erkek bile sevdiği tarafından konulan sınırları gördükçe onu aha çok sever ve daha çok saygı duyar . çünkü gelecekte malını çocuklarını ve namusunu emanet edeceği kişi iffetine ve namusuna düşkün insan portresi çizmiştir . bunun dışında hafif olan pek çok genç kız belirli bir nişan evresinden sonra genelde terk edilmişlerdir . peki bunu bize yapan kim ; yine kendimiz . biz kendimizi korumazsak bizi kimse korumaz . hele yabancı hiç mi hiç korumaz çünkü bugün beni istedi evet cevabı aldıysa bilir ki başkası da istense aynı evet cevabını alacaktır . bize düşen evlilikte yaşanması gerekeni evlilikte nişan döneminde yaşanması gerekeni nişan döneminde yaşamaktır , ve sınırları aşmadan haddi aşmadan belirli ölçüler içinde hareket etmektir .
son söz :
herkes kendi namusunu ve iffetini , kendi değerini kendisi belirler , pazara çıkmış malın fiyat vericisi çok olur . elmaslar kapalı ve saklı olduklarından çok değerlidirler…
|
|
Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
1/8/2008 - Azrailden Gelen Mektup

adamın biri azrail a.s. ile arkadaş oluyor . derken dostluk var arada adam diyorki ölüm için gelmeden önce bana bir haber edermisin ? azrail a.s. sana haber ederim ama benim mektuplarımı okuyabilirmisin diye soruyor . adam da evet ben bilirim ve okurum deyince azrail a.s. tamam diyor yıllar geçiyor birgün kapı çalıyor . adam kapıyı açınca bakıyorki karşısında azrail as , hayırdır mektupmu getirdin deyince hayır canını almaya geldim cevabını veriyor . adam hani anlaşmıştık hani mektuplar diyor . azrail a.s. sana yolladım ya diyor hem de bir sürü . adam nerede deyince azrail a.s. hani sana sordum mektuplarımı okuyabilirmisin dedim evet dedin ya madem okuyamayacaktın hayır deseydin bende mektupların şeklini anlatacaktım .
ders 1 : ne kadar bilirsen bil karşıdakini dinle belkide yanlış biliyorsundur
adam hani ne zamaman haber verdin deyince azrail a.s. :
sen falan zaman sokakta yere düşmedinmi ,
hastalıklar geçirmedin mi ,
aniden can ağrıların tutmadımı
istahın kaçmadımı
senin saçların ağarmadımı
dostlarını tek tek gelip götürdüğümde en son komşuna geldim ve oraya sana mektup bıraktım tabutun başına gelseydin sıra bende derdin adam düşününce evet diyor mektuplar geldi ama ben göremedim .
şimdi bakın bakalım bir kişi öldü derler yaşı önemsiz , ırk önemsiz , cinsiyet önemsiz sadece ölüm ve azrailin mektubu . ya mektup bizeyse ?
hiç düşündükmü acaba bu kadar mektup kime diye hep tavuklar gibi düşündük . tavuklara kışt dersen döner horoza sana diyor derlermiş
işte ölüm mektupları gökten yağarken ebedi istrahat için elimizde ne var birgün sokağa çıkma yasağı var denince evi ekmek ve erzak doldurup bir haftalık birikim yapan insanoğlu neden ahiret yurdu için birikim yapmaz ? bu akılsızlık değilde nedir
gelelim ölüm anına , şeytan tam ölüm anında yanıbaşımıza gelir ey dostum nasılsın der . biz dostun değiliz deriz . o zaman der ;
beraber Allaha isyan etmedik mi
hani müslümanın canı malı ırzı namusu sana haramdı kaç müslüman kızla kadınla aşklar yaşamadıkmı beraber
kaç defa cami yerine kahveye , bara birahanaye gittik
kaç defa beraberce yalanlar söyledik gıybetler ettik
kaç defa müslümanların ardından beddualar ettik onların malını yağmaladık
kaç müslümanı elimizde var olduğu halde kapımızdan kovduk
kaç mülümana beraberce sırt çevirdik
kaç kişye iftiralar attık ve onları doğru yoldan beraberce çıkardık
işte bak biz dostuz
kişi sevdiğini ve dostunu dinler
peki buyrun maddelere bakalım
biz kime dostuz ? bu halimizle kendimizi yargılarsak cennete gireriz diyebilirmiyiz ve şeytan son olarak der ey dostum haydi sana su vereyim . ölüm anındaki kişinin boğazı susuzluktan yanar . ona bana iman et adam derki gücüm yok o zman gözünle işaret et der . eğer hayatta iken sıklıkla Allahı anmışsa melekler inerler şeytanı odadan atarlar ve imanı için ona destek olurlar . dünyada neyi çok anmışsak son nefeste onu anarız korkunca en çok tekrar ettiğimiz sözü deriz . sıkça Allah diyen son anda Allah der demeyen için kurtuluş yoktur Allah korusun . bu sebeple ölüm anındaki kişinin yanında ya kuran okunur veya Allahu ekber , lailaheillah denir bunun dışında sözler konuşan kişi ahmaktır .
Allahım sen bizleri son ömürde imanla gitmeye müyesser eyle amin
|
|
Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
10/7/2008 - Tesettür

Allahın büyük nimeti olan tesettür hakkında bir kaç söz edicez . tesettür yani örtünme kuranı kerimde buyuruluyor Allahın emri yani.
Ey Peygamber! Eşlerine, kızlarına ve mü'minlerin kadınlarına söyle: (Bir ihtiyaç için dışarı çıktıkları zaman, kendilerini baştan ayağa bolca örten, şeffaf olmayan) dış elbiselerini üzerlerine iyice giyinip örtsünler. Bu, onların (cariye veya hafifmeşrep değil, şerefli ve namuslu) bilinmelerine, cinsel taciz/sarkıntılık edilmemelerine daha elverişlidir. Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.
evet ayette de belirtildiği gibi örtünmek şerefli ve namuslu bilinmelerine daha elverişlidir . evet bir mücevheri , elması kim ulu orta bir yerde bırakır ki ? bırakılırsa değeri kalır mı ? değerli olduğu içindir ki saklanır muhafaza edilir öyle değil mi ? nitekim kadında böyledir ve değerlidir , korunması gerekir . evet ne kadar muhafaza edilirse değeri kıymetide o kadar artar . düşünin ki çok sevdiğiniz birine bir mektup gönderiyorsunuz , çok özel bir mektup o kişiye özel o mektubun açık bir şekilde herkesin okumaını ve elden ele dolaşmasınımı istermisiniz , yoksa muhafazası içinde emin ellere ulaşmasınımı istersiniz ? elbette kim istemezki emin bir şekilde ulaşmasını ? evet işte kadında bir mektup gibidir ve muhafaza edilmelidir . bakın yine ayeti kerimede buyuruluyor ki onların özgür ve iffetli tanınması ve eziyet görmemeleri için en uygun olan budur. işte bizim için en uygunu bilendir . bizim iyiliğimizi isteyendir . tabiki şehvetle bakanlar bir bayanın güzelliklerini örtmesini hazmetmeyeceklerdir . çünkü onlar seyirliklerini kaybedeceklerdir .
sad b. ubade peygamberimizle sohbet ediyordu . sad dedi ki ey Allahın resulü ben karımla bir erkek görsem hiç aman vermeden onu kılıcımla vururum . peygamberimiz bunun üzerine ashabı kirama buyurdu : sad ın kıskançlığını kınıyormusunuz ? emin olun ki ben ondan daha kıskancım . Allah ta şüphe yok ki benden daha fazla kıskançtır .
işte her şey açık . Rabbimiz kaadr bizi seven gözeten fedakarlığımızı isteyen başka kim olabilir ? hiç kimse .Allahı bulan neyi kaybeder , Allahı kaybeden neyi bulabilir ?
onun için sözlere tavırlara alınmamalı , unutulmamalı ki niyeti Allah olanın yardımcısıda Allahtır . ve bir insan için islamiyetteki dini terbiyeden başka çare yoktur . batı toplumlarına bakın ; insanlıktan nasibini almamış acizlere . avrupada açık saçıklıktan dolayı kadınlar bundan sıkılarak bu alçaklar bizi göz hapsine alıp sıkıyorlar diye polislere şikayet ediyorlar . başka çare yok tek yol islam . geçmişte bir bakın diğer dinlere ; hangi toplumda islamiyette kadına verilen değer kadar değer verilmiştir ? hiçbirinde . peygamber efendimiz buyurmuyor mu cennet anaların ayakları altındadır . nasıl bir değer bu görülüyor işte . bir kç yüzyıl önce avrupada hristiyan dinine göre kadınlara cadı gözüyle bakılıyordu ve öldürülüyordu . hanımlar rehberinde said nursi hz. diyor ki;
kuranın tesettür emri fıtri olmakla beraber o maden-i şefkat ve kıymetdar birer refika-i ebediye olabilen kadınları, tesettür ile sukuttan, zilletten ve manevî esaretten ve sefaletten kurtarıyor. ne kadar güzel bir müjde işte kanıt bizlere . sokakta sapık bakar bakar ahirettede Allahım kendini açtı beni tahrik etti şikayetçiyim der . hem dünya hem ahirette dert , ama hem dünyasını hemde ahiretini yakar açılan kadın. bakın said. nursi hz diyor ki ; Bir Zaman Eskişehir Hapishanesinin penceresinde Oturmuştum . Karşısında bulunan Lise mektebinin büyük kızları onun avlusunda gülerek raks ederken, onları, o dünya cennetinde cehennem hûrileri hükmünde gördüm. Fakat birden elli sene sonraki vaziyetleri bana göründü. Onların gülmeleri elîm ağlamaları suretini aldı. Ondan bu gelen hakikat inkişaf etti. Yani, elli sene sonraki hallerini manevî ve hayalî bir sinema ile gördüm ki: O gülen altmış kızdan ellisi; kabirde azab çekiyorlar, toprak olmuşlar. Ve on tanesi, yetmiş yaşında çirkinleşmiş, herkesin nazar-ı nefretini celbediyorlar. Ben de onlara ağladım. evet gençlik elden gitmeden kıymetini bilelim . çünkü hesapta sorulacak . gençliğini nerede harcadın ? öyle bir zamanda yaşıyoruz ki kadın bir meta gibi kullanılıyor . inanın bu zamanda imanlı olmak bilinçli ve şuurlu olmak elinizde kor bir ateşi tutmak gibi . onun için dikkat etmeli taviz vermemeliyiz .
şeytan ve şeytanlaşmış yaratıklar elbette saldıracaktır ama bu kısacık dünya hayatı ahiret hayatını değiecek kadar değerli değildir .
< ahmet_hoca >
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
Hakkımda
herkes yaptığı iyilik veya kötülüğün cezasını bulmadan ölmeyecek...
affetme özürlüyüm...
Kategoriler
Arkadaşlarım
yurekyanginlari Blogcu Yardım katrenur receppiskin aaysen gulbaharsultan cankurban zeynebimmm resimdostu deniz kılınç neslihannur sebebihuznum gulleresevdali55 vurgunuyumgullerin maviimavii ahsenhilayy bilginerdogan hazan1974 sidarta63 tarihsuuru orhanbaran mp3trance netnecan perfinia
|