İlgili aramalar: amatör - ellere söyleyemedİm - ellere - sÖyleyemedİm - by enemİs



ahmet_hoca

28/12/2009 - annem...

Kategori: genel

 

 

rastlarsan gözleri yaşlı yavruna

suçunu bağışla sarıl boynuna

bizbize yaşarken geldik oyuna

eller kadir kıymet bilmiyor annem

senin kadar kimse sevmiyor annem

eller kadir kıymet bilmiyor annem

senin kadar kimse sevmiyor annem

 

 

ne sevgiler geldi geçti kalbimden

kimse anlamıyor şu halimden

senin hasretini duydum derinden

eller kadir kıymet bilmiyor annem

senin kadar kimse sevmiyor annem

 

 

rastlarsan gözleri yaşlı yavruna

suçunu bağışla sarıl boynuna

bizbize yaşarken geldik oyuna

eller kadir kıymet bilmiyor annem

senin kadar kimse sevmiyor annem

 

 

bir yar için seni terkedip gittim

vicdanıma bir sor ne acı çektim

kendimi ben sana emanet ettim

eller kadir kıymet bilmiyor annem

senin kadar kimse sevmiyor annem

 

 

 

kibariye....

 

 


 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

16/6/2009 - Küçüğüm

Kategori: genel







                  

                  >>>>KÜÇÜĞÜM<<<<

Aynı  sokakta oturuyorduk, her gün bir erkek çocuğu ile geliyordu eve.
Adı  Esrarengiz di, her kez onun hakkında farklı şeyler söylerdi, fakat kimse gerçeği  bilmezdi.
Dalgalı  saçları vardı, yeşil gözlü, kumraldı. Mahallenin erkekleri hayrandı ona, bense  nefret ederdim. Hiç kimseyle konuşmaz sadece gelir geçerdim.
Bir gün  onunla yolda karşılaştık, çok güzel bir yüzü vardı, bana gülümsedi şaşırdım ama  yinede onu sevmiyordum, fakat o çok farklıydı. Gece boyunca lambası yanardı.  Uyumak yerine onun evini seyrediyordum. Onu sevmediğim halde her şeyiyle  ilgileniyordum. Yavaş, yavaş onu gözlemeye başladım. O an anladım ki hep kendimi  kandırmışım.
Ona karşı  hissettiğim şey sevgiymiş aslında. Artık o evine gelmeden uyuyamıyordum. Yanına  gelen erkek çocuklarını kıskanırdım, herkez onun kötü olduğunu söyleyince hep  onu savundum. Onunla karşılaşmak için hep kapıda dururdum. Onu yine yolda  gördüm. Bana göz kırptı, yanımdan geçerken onu çağırdım! Acelem var küçüğüm!  Dedi.
Bana  aramızdaki yaş farkını hatırlatmıştı. Eve gidince sabaha kadar  ağlamıştım.
Karar  verdim ona aşkımı ilan edecektim. Onu gözledim, bir gün onu gelirken gördüm.  Peşine düştüm. O evine girdi, biraz bekleyip kapıyı çaldım, açtı.
Ne var  küçüğüm dedi !!!
Seni  seviyorum dedim. Gülümsedi
Eee dedi 
Ne eee’ si  dedim konuşmadı.
Koşarak  dışarı çıktım. Bir ay boyunca evden çıkamadım.
Bir gün  arkadaşlarla konuşurken, ambulans geldi onun evine girdi,
Sedyeyle  onu dışarı çıkardılar, önümüzden geçerken bana yüzünü dönerek bende seni küçüğüm  dedi.
Ve  gözlerini yumdu. Kıpkırmızı olmuştum ve her kez bana bakıyordu, ağlayarak  koşmaya başladım. Akşama kadar sokakta gezdim. Gözyaşlarım durmadan akıyordu.  Sonra  eve geldim. Annemler ondan bahsediyordu. Sevdiği bir çocuk  varmış. Ailesi evlenmesine izin vermeyince çocuk evden kaçmış, sokak serserileri  onu öldürmüş. Eve getirdiği erkekler evi olmayan, küçük, fakir erkek  çocuklarıymış. Kimi sevdiyse ölmüş. Çok sevip acı çekmiş. İntihar edip hastaneyi  aramış. Polisler evin duvarında küçüğüm yazısını bulmuş.
Küçüğüm  sende ölme yazıyormuş.
Bende seni  sevdim, sevdiklerim gibi sende ölme diye ben öldüm
Küçüğüm,  küçüğüm…

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

9/4/2009 - Aşk can acıtıyor...

Kategori: genel



susmam gerekiyordu ve sustum.
sevdiğini söylemek isterken söyleyememek ve bazı güzelliklerin yasak olduğunu bilmek insanı çok acıtıyor.
aşk dedikleri şey bu olsa gerek. aşk sadece can acıtır demişlerdi. bu kadar acıtacağını düşünmemiştim.
hani bir gül vardır elinizde ama kış mevsiminde ekmeniz yasaktır. aynen seviyorsun ama bazı kurallar gereği söyleyemiyorsun.
baktığın herşeyde onu görmek ama susmak.
sevdiğini bildiğin halde hele bekle demek.

aşk sadece can acıtıyor...
Yorum (4) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

22/9/2008 - Köprü

Kategori: genel




İki kardeş yan yana bahçelerde birbirine tıpatıp benzeyen aynı özelliklere sahip iki ev yaparlar.
Birbirlerini çok severler ve her işlerini birlikte yapmaya gayret ederler.
Evlerin arasından bir de küçük ırmak geçmektedir.
Çoğunlukla çoluk çocuk iki aile bu ırmağın kıyısındaki ağacın altında toplanır hafta sonları piknik yaparlar ve tüm haftanın yorgunluğunu birlikte çıkarmaya çalışırlar…Bir gün, hani o günlerden bir gün…
Ne olduysa olmuş ve büyük kardeşle küçük kardeş incir çekirdeğini doldurmayacak bir mesele yüzünden tartışmışlar.Birbirlerine küsmüşler ve artık ırmağın kıyısındaki ağacın altında buluşmaz, hafta sonları da dahil olmak üzere günlerini birlikte geçirmez olmuşlar.

Irmağın üstüne birlikte yaptıkları köprüyü bir gece küçük kardeş büyük bir öfkeyle yıkıp yok etmiş ve artık aradaki mesafe böylece daha da büyümüş.

Bir hafta sonu büyük kardeş öfke, üzüntü ve sıkıntı ile pencereden ırmağın kenarındaki ağacı seyrederken kapısı çalmış.

Açtığında karşısında elinde alet çantası ile bir ihtiyarın durduğunu görmüş.

“Buyurun ne istemiştiniz?” diye sormuş. İhtiyar “Efendim ben dülgerim. Yani anlayacağınız marangoz. Elimden her iş gelir. Eğer evinizde tamir edilecek, yapılacak bir yer varsa çok ucuz fiyata, hatta karın tokluğuna tamir edebilirim” demiş.

Genç adam biraz düşünmüş ve “Gel benimle” deyip ihtiyarı alıp evin arkasındaki depoya gotürmüş. Depoda üst üste yığılmış keresteleri göstermiş. “Bak ihtiyar, bu keresteleri görüyorsun. Bu kerestelerle evin yan tarafındaki ırmağın kenarında, karşı evi kapatacak bir şekilde tahtadan bir perde yapmanı istiyorum. Yüksek olsun ki ben pencereden her baktığımda o evi görmeyeyim. Ben şimdi şehre iniyorum. Akşama gelince seninle hesabımızı görürüz.” demiş ve adam şehre inmiş. ihtiyar da çalışmaya başlamış…

Nihayet akşam geç vakit evin sahibi dönmüş şehirden.
İhtiyar ne yaptı diye düşünerek evin ırmağa bakan tarafına doğru yürümüş.
Birde ne görsün. Irmağın üstünde eskisinden çok daha güzel ve alımlı bir köprü.

Köprünün bir ucunda işini bitirmiş takımlarını toplayan ihtiyar, diğer tarafında ise gözyaşları içinde küçük kardeşi durmuyor mu…

Küçük kardeş ağabeyini görünce hıçkırıklar içinde kollarını açıp koşmaya ve

“Özür diliyorum abi, senden çok özür diliyorum. İnat ettim ve hakkım olmadığı halde bizi birbirimize bağlayan köprüyü yıkıp yok ettim ama sen her zaman olduğu gibi büyüklüğünü gösterdin ve yine bu köprüyü yaptırdın beni affedebilecek misin” diyerek boynuna sarılmış. Ağabey olanlardan habersiz, şaşkın ama durumdan ziyadesi ile mutlu kardeşini kucaklamış…

Az sonra olayın tüm detaylarını düşününce gerçeği görüvermiş.

Hemen telaşla ihtiyar dülgere dönmüş ve

“Ey ihtiyar.. Sen erdemli ve olgun bir bilgesin. Lütfen burada kal. Ömrünün sonuna kadar misafirimiz ol ve bizimle birlikte yaşa, bilgin ve erdeminle bizim de yüreğimizi aydınlat” diye içten bir teklifte bulunmuş.
Ancak ihtiyar dülger zamanın kırıştırdığı yüzünde beliren tatlı bir tebessümle

“İsterdim evlat ama yapmam gereken daha çok köprü var”

deyip ağır adımlarla yürüyüp kaybolmuş

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

5/9/2008 - Menfaatin canımı yaktı...

Kategori: genel



İnsanların menfaatsiz olarak adım atacağını hiç kabul etmezdim . ta ki seni tanıyıncaya kadar . işte gerçek bir dost ve insan demiştim . tüm önyargılarımı ve güvensizliğimi dağıtmıştın . acaba demiştim ? insan menfaatini bu kadar geçip karşılıksız bir güvene adım atabilir mi ? rolünü çok iyi oynadın ! diyecek hiç bir şeyim yok . keşke kırıntısı kalmış olan bu güven hislerimi bu kadar acımasızca uçurumlardan atmasaydın .

sağlık olsun ne diyelim , ilk defa bu kadar kolay düştüm . uzun süre direndim ama herkes sonunda rolunu daha iyi oynayanın önünde eğilirmiş.

" hayatta tek tesellim hiç kimse diğerine uzun süre ihtiyaçsız kalamaz " sözü . o gün elbette gelecek ve ilahi adalet yerini bulacaktır . 

biz ne kadarda çok tedbir alırsak alalım komşunun evinin altına kazdığımız kuyunun suyu , bir gün evimizin odalarından fışkıracaktır . işte o gün sana hatırlatacağım şey şu olacaktır " etme bulma dünyası "

menfaat iki başlı yılandır dostlukları sokar öldürür . ölülerde asla dirilmez ta ki kıyamete kadar. 

ilahi adalet hem dünyada hemde ahirette tecelli edecektir... 

ben buradayım ve hep burada olacağım . görülecek ki herkes birgün menfaati uğruna terkettiği yerlere geri dönecektir . zannetme güleryüzle karşılanacağını , nasıl karşılamamı bekliyorsan ve nasıl karşılanmanı bekliyorsan kararı sana bırakayım . 

menfaat bir merdivendir ; ayağınızın altına alırsanız yücelirsiniz , başınızın üstüne koyarsanız alçalırsınız... 


sana tek dost tavsiyesi yerinde olsam geri dönmem...
Yorum (8) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

26/8/2008 - Boşver Aldırma...

Kategori: genel




Yine yanıldım…
Hep yanıldığım gibi…
Emanet sahnelere layık gördün beni… Hayatına almadığın gibi emanet zamanlarda oyalıyorsun beni… Tıpkı kedinin fareyle oynadığı gibi…
Yeter artık !
Yoruldum…
Bu eziyetleri hak etmiyorum ben. Bu umursamazlığı, bu vurdumduymazlığı hak etmiyorum. Belki sen farkında değilsin ama beni git gide bir uçuruma yaklaştırıyorsun. Hatalar yapmama neden olacak her şeyi yapıyorsun. Kendimden nefret etmeme sebep oldun… Perişanım…
Oysa yokluğunda bile mutlu olmama yetecek şeyler buluyordum. Yokluğunda bile hayalinle avunup hayata bir köşeden tutunuyordum.
Konuşmaya bile mecalim kalmadı. İsyanlarım bile susmaya yüz tuttu. Sesim çıkmıyor. Sadece ağlıyorum. Ne çare gözyaşlarımı görmedin, gördüğünde silmedin…
Ben yine de ağlıyorum.
Gözyaşlarım günahlarımın bedeli sanki… Günahımsın…
Gözyaşlarım çaresizliğimin isyanı sanki… İsyanlarımsın…
Gözyaşlarım sensizliğin cezası sanki… En büyük cezamsın…
Senden nefret etmiyorum, edemiyorum. Kalbimin tüm gücüyle kendimden nefret ediyorum. Sana olan aşkım kadar büyük kendime nefretim…
Keşke bunu sana söyleyebilsem, keşke kendimden nefret etmeme sebepsin diyebilsem… Hoş ne değişir ? Bir iki söz edersin üzgün… Ben yine dayanamam üzülmene yine başlarım sahte tebessümlere… Sen yine aşkıma saygısızlık edercesine başlarsın hiçbir şey yokmuş ortada gibi sevimliliklere…
Sevdam göğsüme sığmıyor, özlemlerim de…
Şimdi birde orada nefretim var…
Kendime…
Nefretim sığmıyor içime…
Korkma, seni hala çok seviyorum…
Gör halimi de sevin, boş ver ve aldırma…
Ben böyle yaşamaya alıştım nasıl olsa...

Yorum (4) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

26/8/2008 - Sevenden Sevdiğine

Kategori: genel

şidetle tavsiye ederim mutlaka izleyin linki kopyalayın ve adres çubuğuna yapıştırın

http://www2.ogu.edu.tr/~kirac/e.html


...................................................................

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

11/8/2008 - Hayat ziyade olsun sana

Kategori: genel



Ben çekiLiyorum.. Hayat... Ziyade oLsun Sana...



Kaçıncı yanılışım bu !
Bir tekneye atlayıp da denizin , o en erişilmezin ortasında kaçıncı yalnız bırakılışım !
Gücüm yok
Taakatim yok alıp da elime kürekleri çekecek
Çekip de kürekleri geri dönecek !


Böyle biçare , böyle yalnız , böyle ıssız .....
Kaldım daha önce de evet ve ama bu hani tamda tamam derken bir kere daha işte !
Heveslerim , umutlarım , tüm mutluluklarım alındı yine ellerimden
Çalan kim !
Kapıp kaçan kim
Koşsanıza peşinden , yakalasanıza !


Kaybettim ruhumu , hükümsüzdür yazdım yüreğime kalın puntolarla , görüdünüz mü..


Düşününce şimdi nasıl da zor geliyor , hayat boyu süreceğini bildiğim o mahkeme kapısından girmek içeri
Hakkımı aramaya kalkmak hiç bitmeyecek bir kitabın ön sözü olarak kalmak olacak , biliyorum !
Önsöz okunacak , sırası geçecek ama kitap hiç bitmeyecek !

Biliyorum
Yaşadım çünkü !
O giriş paragrafındaki en afilli cümle oldum daha öncede
Anlayarak okumak , okuduğunu anlamak öğretildi bana , girdiğim bütün türkçe derslerinde


Ahhh çocukluğum
Ahhh kanayan dizlerim
Fasülyedenmiş verdiğin acı , yüreğim kanıyor artık ,
Bilir misiniz acısını


Hepiniz mi kaçırdınız dersleri söyleyin !
Hep birlikte mi kaçtınız okuldan anlatın !
Nerdeydi aklım

Kocaman bir sınıfın içinde , kahverengi bir sıranın üstünde , dev gibi bir yalnızlıkla oturuyorken kimdi gözlerimi kapatan , görmeyeyim diye daha en başından en sonunu !
Toplayıp da gücümü atabilseydim üstümdeki o karabasanı , görebilirdim şimdiki bu eşsiz yalnızlık senfonisinin ilk parçalarının yapa boza nasıl bitirmeye başlandığını taa o zamanlar


Uzun cümlelerden sıkıldım !

İçerimdeki sızıyı kalabalık kelimeler eylemleriyle çoğaltmaktan yoruldum !

İçinden çıkamadığım bu kuyudan , çıkmak için güç aldığım her elin terkinden usandım !


Demiş ya kim dediyse işte ;
-Herkes Hakettiğini Yaşar-


Ağzımın payını aldım
Hakkımı da
Mavi ütopyalarım iç ceplerimde ....




Ben çekiliyorum..

Hayat..

Ziyade olsun sana !!!!!! alıntı.

[Benim için Mutlu olmak hayal kurmak.]
Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

29/7/2008 - Elifin Feryadı

Kategori: genel



ANNEM...

ANNECİĞİM...

3 yıl kadar önceydi, 16 yaşındaydım, hatırlıyor musun?
Bir gazetede yayımlanan  Bir Annenin Feryadı  başlıklı bir yazıyı kaç kere okutturmuş ve gözyaşları arasında o acılı anneye dualar etmiş, onun için üzülmüş ve kimsenin böyle bir duruma düşmemesi için dilekler dilemiştik...

Özellikle bizim aile ve kendimiz için dualar etmiştik...

Dizinin dibine oturur, başımı gül kokulu göğsüne yaslar; bal akıtan dilinden nasihatler dinlerdim. Yüreğinin atışında ve her anlatışında bizler vardık. Verdiğin o öğütler, yolumu aydınlatır, ufkumu açar, kendime olan güvenimi artırır, hayata bakışımı şekillendirirdi.

Beynim dinç, ruhum diri, yüreğim huzura kavuşmuş olarak ayrılırdım yanından... Ve  biz aile olarak asla parçalanmayacağız  derdim kendi kendime...
Arkadaş seçimine dikkat et; Sibel le ilişkilerini sınırlı ve mesafeli tut  derdin... Dinlerdim ve tutardım da nasihatlerini...

Ama ne oldu da bu hale geldik, hala anlayabilmiş ve sırrını çözebilmiş değilim anne... Gelsem, kapını çalsam; hem evinden hem de yüreğinden içeri alacaksın, biliyorum;
Ama buna yüzüm yok.... Utanç yığınıyım anne... Hep 16 yaşındaki bebeğin olarak kalsaydım da, sana bu acı ve utancı tattırmasaydım...


İki yıl Atheneum da okudum; benimle gurur duyuyordunuz.  Yüzümüzü güldürecek, topluma hizmet eden bir insan olacaksın yavrum  diye, benden herkese övgüyle bahsediyordunuz... İkinci yıl sınıfta kaldım, üzerinde durup, nedenlerini araştırmadınız; sorup/soruşturmadınız...

O yıl ben, Sibel in internet alışkanlığının kurbanı oldum. Sanal ortamda yazışmalar hoşuma gitmişti ve uzun zaman biriyle haberleşmiştim. Dersleri askıya almış, gece-gündüz bilgisayar başında arkadaşımla yazışıyorduk... Benim bu halimden bile övgüyle bahsediyor,  Aferin benim yavruma! Gece-gündüz ders çalışıyor" diyordunuz...


Uzun zaman intenette yazıştığım, hatta kim olduğunu bilmeden, yüzünü görmeden aşık olduğum gençle tanışmak üzere randevulaştık. Korkuyor, çekiniyordum; ama daha fazla dayanamadım ve randevu sözü verdim...

Okan la bir kütüphanede buluşacak ve ben elimde, bir roman okuyor olarak onu karşılayacaktım... Okan, tarif ettiği giyimiyle sözleştiğimiz saatte karşımda duruyordu...
Ama bu olamazdı anne!!! Çünkü karşımda ağabeyim Erhan duruyordu... Aylarca yazıştığım, şiirler gönderdiğim, sevda şarkıları bestelediğim ve hatta sevdiğimi haykırdığım kişi kardeşim Erhan mış... Göz göze geldik, bakışlarımız mum gibi birbirimizi eritiverdi. Bir utanç yığınıydık.. Kanımın donduğunu, dünyanın durduğunu hissettim bir an... Gözlerinde yanan ışığın söndüğünü, alev alev fışkıran bir ocağa döndüğünü gördüm. Onurluydu, namusluydu ve o bir erkekti... Dövmedi, sövmedi; beni utancımla baş başa bıraktı ve çekip gitti...


Onunla dövüşür, kapışır, kırgın ve küs gezerdik ya anne; şimdi onu ne çok özlüyorum bir bilsen!.. Gömlek ve pantolonlarını ütülemeyi, odasına çay-kahve götürmeyi, yatağını düzeltmeyi bile özledim anne... O gidince dünyanın yükü omuzuma bindi sanki... Ağabeyimin evi neden terk ettiğini hep merak ederdin ya anne, işte gizlenen bu sır ve utançtandı...

Ağabeyimi görmedim ondan sonra; ama, onu görenlerden haberini aldım. İyiymiş, sağlıklı ve çalışıyormuş. Evlenmiş ve bir de kızı olmuş... İsmini de bu 'yaşamıyasıca  kızının adını koymuş...  Elif  diyorlarmış yeğenime... Ağabeyimin beni affettiğinin bir işareti mi bu anne?


Onun evden gidişinin ve ailenin büyük bir acıyla karşılaşmasının müsebbibi olarak her şeyi askıya almış, okulu boşlamış ve sigaraya başlamıştım.

Anne, yine hani bir dergide; genç kızlar "Fuhuş Tuzağı na düşmemeleri hususunda uyarılıyordu ya hatırlıyor musun? İnsanoğlu ne çok unutkan oluyor...


Okula artık  laf olsun  diye takılıyor ve yaşadığım o olayın etkisinden bir türlü kurtulamıyor, değişik yollar deniyor, bir çıkış arıyordum... O günlerdec Okul önünde, sarı saçları, yeşil gözleri, pahalı giysileri ve son model arabası olan bir genç sürekli beni izlemeye başladı. Her türlü konuşma ve arkadaşlık tekliflerini reddettim; diretti, inat etti ve beni sonunda pes ettirdi. Beraberce çıkmaya başlamıştık. Beni her gün güllerle; bazen de pahalı hediyelerle karşılıyordu...

Önceleri sadece elimi tutuyor, öpmeye bile yanaşmıyordu. Her hali, her tavrı beni kendine bağlamış ve sırılsıklam aşık olmuştum. Onunda beni sevdiğinden ve dürüst olduğundan emindim. Çünkü benden istifade etmeye asla yanaşmıyordu.  Her şeyi evliliğe saklamalıyız, seni tertemiz olarak ak duvağınla kabul etmek istiyorum  diyordu...
Romantizmin doruğunda bir aşk yaşıyorduk. Ayaklarım yer değmiyordu. Annem, canım anneciğim! Senin öğütlerini ve başıma nelerin geleceğinin hesabını çoktan unutmuştum.

Bir gün Serhan ın oldum; nasıl oldu hala anlamış değilim. Şu an müptelası olduğum uyuşturucuyu, ilk o gün içirmiş olabilir mi diye zaman zaman düşünüyorum.. Ama ne fayda!
Zordayım, dardayım, dipsiz karanlık kuyulardayım anne!... Feryadımı duyduğunu ve her gün gözyaşları içerisinde yolumu beklediğini biliyorum...
Anne! Ağabeyimin evi terk edişine alışamamışken, benim de ortalardan kayboluşum sizi fena halde yıktı biliyorum. Benimle ilgili gerçekleri öğrendiğinizde kahrolacağınızı bildiğimden gitmek zorundaydım anne... Her şeyi anında sana anlatsam bu hallerin hiçbiri başıma gelmeyecekti; ama bunun için artık çok geç...


Serhan, kendisiyle olduğum o utanç anını video olarak görüntülemiş. Bu rezil kaseti size gösterme tehdit ve şantajıyla beni sizden kopardı. "Birbirimizi seviyorsak, ailemi evliliğe razı ederim, böyle bir çirkefliğe neden gerek duydun" diye sorduğumda verilen cevap benim bitişimin başlangıcıydı....

"Ne evliliği be! Bundan böyle benim malımsın ve istediğim şekilde hareket etmek zorundasın! Aksi halde başına gelebilecekleri sen hesapla!.."
Parasız kaldığını söyleyerek başka erkeklere pazarlandım, uyuşturucu bulamama korkusuyla her denilene boyun eğdim. İnsanlığımdan, kadınlığımdan zerre kalmadı anne. İçimde yanan koca bir ateş her gün beni yakıp bitiriyor. Ateşten sıcak olan o kucağını özledim, gül kokunu, yüreğinin atışını, şefkatli bakışını özledim anne!..


Bir gün bu hayata elveda diyeceğim, belki de senden önce göçeceğim.. Saçlarım ve gözlerim artık gece siyahı değil!.. Sarı ve yeşil oldular anne.. Burnum da düzeltildi...
Öldüğümde teşhis için seni çağırırlarsa tanımakta zorlanır ve belki de, "bu benim nazlı kızım Elif im değil" der çeker gidersin.. Beni yadellere bırakma anne, beni de al yanına; beni de götür gideceğin yere....


Beni, sol göğsümün, tam yüreğimin üstüne yaptırdığım ve  ANNEM  yazdırdığım dövmeden tanı anne!..
Ben bunu sana olan sevgimin bir nişanesi olarak kazdırdım ve beni ölünce rahat tanıyasın diye yazdırdım anne!...


Serhan ı polise şikayet ettim, üç gün sonra çıkıp geldi ve daha da azıttı, korkuyorum anne!.. Bu şebekeyi durduracak tek güç; aileler ve özgüvenle donatılmış gençlerdir...

Anne, bu mektubu sana mı yazdım, yoksa benden sonra bu tuzağa düşmesini istemediğim genç kızlara mı bilemiyorum...

Ben söylenen sözlerden, edilen nasihatlerden ders alsaydım bu hale gelmezdim elbette, benim yazdıklarımdan da gençlik ibret almayacak ve bu fuhuş şebekesi, bu uyuşturucu ve organ mafyası kirli çarklarını işletip duracaklardır.

Nice masum gencin canı yanacak, onuru, namusu incinecektir. Ama ben son bir kez bana düşen insanlık görevimi yapayım ve sana sesimi ulaştırayım istedim... Sen beni mutlaka duyacak ve affedeceksin biliyorum ama, Müslüman-Türk kızları bu çığlığıma kulak verecek mi bilmiyorum ANNE...

Seni seven kızın Elif...
Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

29/5/2008 - Aynı Suda İkinci Kez Yıkanmak...

Kategori: genel

 

 

“Aynı suda ikinci kez yıkanmak imkânsız değil, boğulmakmış!”

Yalanlarınızın eline bakarken gözlerim, dürüstlüğünüzü bana gösterdiniz. Size inandım. Size hep, inanırdım! Dürüsttünüz. Ve acımasız! Öldürmeyi canıma ödül sayıp, beni kendi hatalarımla vurdunuz. Serseriliğimi, sessizliğinize dinleyici yaptınız. Sustunuz! Günlerce… Konuşmadınız! Aylarca… Daha yanacak yanımın kalmadığını anladığınız da, çıkıp geldiniz. İçimin içine… Asıl yerinize, asilce oturdunuz. Gitmeleri silmiştiniz. Size inandım. Size, hep inanırdım!

“Aynı suda ikinci kez yıkanmak imkânsız değil, boğulmakmış!”

Gördüğüm yüzünüze, suların durgunluğunda bakmışım meğer. İlk gel-git’te gideceğinizi bildiğim halde. Kandım gelmenize. Kopardığım ilk fırtınada gittiniz, gelen dalganın gitmesini beklemeden gittiniz! Her şeyinizi alıp da gittiniz. Hiç gelmemiş gibi, gittiniz!

“Bilmediniz”

Şüpheleriniz, beynimi kemirirken ‘senaryo yazıyorsun’ dediniz. Şüpheleriniz, içimi çürütürken ‘zaman’ dediniz. Şüpheleriniz, artık belimi bükerken, yüzüme kapılar çarptınız! Beni, kendi gözümden düşürdünüz. Acı çekiyordum. Ne acı ki, acı çektiğimi canınızı yaktığımda anladınız. Ve daha acı ki, sizin canınız yanınca, benim canım daha çok yandı!

Ben kelime kelime kim’lere ulaşırken, ‘neden’ yoktu Lügatinizde. Sormadınız! Nasıl’
ı
n açıklaması, gereksiz bir tartışmanın açılışıydı sizin için. Çelişkisiz karakterinizle, içinizin rahatladığı son’a vardık. Sonuç: Dudaklarınız arasından çıkan sonsuz suskunluk…

Ş
imdi”

Bu hiddet benim! Kimse sahiplenmesin! Bütün suçlar ‘yine’ benim! Kimse, nezaketini araya verip, suçtan pay çıkarmasın kendine! Nesnelerinizin, kelimelerinizin, zamanınızın, sevginizin ziyanlığına yanmayın! Hasarı tespit edin yeter! Bedelini, fazlasına canımı ekleyip ödeyeceğim! Sıyrılıp çekilirken aranızdan, ‘üstüm kalsın’ diyebileceğim! Meğer siz, nasıl da yetermişsiniz size! Bilemedim… Sağ olun, sizi sevmeme izin verdiğiniz için ve beni sevdiğiniz için… Üstüm kalsın!

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

herkes yaptığı iyilik veya kötülüğün cezasını bulmadan ölmeyecek... affetme özürlüyüm...

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv

Kategoriler

Arkadaşlarım

yurekyanginlari
Blogcu Yardım
katrenur
receppiskin
aaysen
gulbaharsultan
cankurban
zeynebimmm
resimdostu
deniz kılınç
neslihannur
sebebihuznum
gulleresevdali55
vurgunuyumgullerin
maviimavii
ahsenhilayy
bilginerdogan
hazan1974
sidarta63
tarihsuuru
orhanbaran
mp3trance
netnecan
perfinia
<-center>